<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kütahya Simav Ortacı Köyü Gençlik Kolları Web Sitesi &#187; Kültürümüz</title>
	<atom:link href="http://www.ortacikoyu.com/category/koyumuzun-kulturu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ortacikoyu.com</link>
	<description>Kütahya Simav</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Dec 2009 20:21:36 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Köy Sancağı Hakkında</title>
		<link>http://www.ortacikoyu.com/2009/06/koy-sancagi-hakkinda/</link>
		<comments>http://www.ortacikoyu.com/2009/06/koy-sancagi-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 21:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültürümüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortacikoyu.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Her milletin kendine has renk ve işâretlerini taşıyan veya bir askerî birliğin şerefini temsil eden kenarı saçaklı, ölçüleri belirli bayrak. Gemilerin burun doğrultusunda sağ tarafına da sancak adı verilir.
Araplar, sancak ve bayrak tâbirlerine karşılık “Livâ” ve “Rayet” kullanırlar. Genelde sancak tâbiri yerine bayrak da kullanılır (Bkz. Bayrak). Peygamberimiz ilk defâ Bedr Savaşında biri beyaz, ikisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-32" title="ortaci" src="http://www.ortacikoyu.com/wp-content/uploads/2009/06/ortaci-300x225.jpg" alt="ortaci" width="300" height="225" />Her milletin kendine has renk ve işâretlerini taşıyan veya bir askerî birliğin şerefini temsil eden kenarı saçaklı, ölçüleri belirli bayrak. Gemilerin burun doğrultusunda sağ tarafına da sancak adı verilir.</div>
<p style="text-align: justify;">Araplar, sancak ve bayrak tâbirlerine karşılık “Livâ” ve “Rayet” kullanırlar. Genelde sancak tâbiri yerine bayrak da kullanılır (Bkz. Bayrak). Peygamberimiz ilk defâ Bedr Savaşında biri beyaz, ikisi siyah sancak kullanmışlardı. Beyaz sancak sahâbenin ileri gelenlerinden Mus’âb ibni Umeyr’e (radıyallahü anh); siyah sancaklardan biri hazret-i Ali’ye, diğeri Ensâr’dan bir zâta Peygamberimiz tarafından verilmişti. İslâmiyet, Şam, Mısır ve İran’a yayılınca, kullanılan sancakların renk ve şekilleri de değişti. Sancaklar bundan sonra altı-yedi metre uzunluğundaki mızrakların ucuna takılmaya başlandı. Bu kadar büyük yapılmasının sebebi halk ve asker üzerinde mânevî bir tesir yapması içindi. İlk önceleri beyaz ve siyâh olarak kullanılan sancak, Emevîlerde kırmızı, Abbâsîlerde siyahtı.</p>
<p>İslâmiyetin ilk zamanlarında harbe giden ordu kumandanına halîfeler sancak verir ve başarıları için duâ ederlerdi. Hazret-i Ömer sancak teslim ettiği zaman:</p>
<p style="text-align: justify;">“Allahü teâlânın ismiyle ve yardımını niyâz ederek bu sancağı size veriyorum. O’nun dînini kuvvetlendirmek için gidiniz. Muzafferiyet ancak cenâb-ı Hak’tandır. Sancak hakkı ise ona bağlanmak sabır ve tahammül göstermekle olur. Allah’ı tanımayanlar ile Allah uğrunda harp ediniz. Zulüm ve tecâvüzde bulunmayınız. Zîrâ, cenâb-ı Hak, zulüm ve tecâvüzde bulunanları sevmez. Düşmanla karşı karşıya geldiğiniz zaman, korkak olmayınız. Zafer sevinciyle kimseyi işkenceyle öldürmeyiniz. Gâlibiyet gururuyla düşmana lüzumsuz zarar verdirmeyiniz. İhtiyârlardan, kadınlardan, çocuklardan kimseyi öldürmeyiniz.” buyurdu.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://img63.imageshack.us/img63/4725/xlcxz1yp6.jpg" alt="" width="274" height="180" />Osman Gâzi aşîret beyi olarak Rumlar üzerine yaptığı gazâlarda başarı gösterince, Anadolu Selçuklu Hükümdârı Sultan Alâeddîn tarafından davul, tuğ ve sancak gönderilmek sûretiyle beylik verilmişti. Osmanlılar, devlet kurup, yedi iklim üç kıtada hâkimiyet kazanınca, sancak ve bayraklarını kazandıkları zaferlerde şanla dalgalandırdılar. Sancak beyliği verildiği zaman, eskiden beri merâsim yapılması ve burada sancağın verilmesi âdet hâline gelmişti. Bilhassa târihî bir yâdigâr olan “sancak-ı şerîf” çıkarılırken ve savaşa gidecek serdâr-ı ekreme teslim edilirken parlak bir merâsim yapılırdı. Osmanlı tebeasında, bu sancak-ı şerîf açıldığı zaman yediden yetmişe herkesin bunun altında toplanarak cihâda gitmesi birinci vazîfesi olurdu. Hattâ Topkapı Sarayının arz odası önüne dikilen sancağın dikildiği yere kimsenin ayak basmaması ve bu sûretle hürmetsizlik gösterilmemesi için iki nöbetçi tarafından korunurdu. Fakat İttihâtçılar zamânında nöbetçiler kaldırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlılarda değişik tip ve şekillerde sancaklar kullanıldıktan sonra, Türkiye Cumhûriyeti Silâhlı Kuvvetlerinde sancak, alay ve eşidi birliğe verilmektedir. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin timsâli olan bu sancak, şerefle korunur, hiçbir sebep ve bahâneyle terk edilemez. Cumhurbaşkanı veya onun tâyin edeceği büyük komutan tarafından özel bir merâsimle verilen sancaklara o alayın numarası veya isimleri yazılır. Verilen sancak, alay komutanının odasında muhâfaza edilir; geçit törenlerinde, sancağa madalya takılmasında ve askerî merâsim ve protokol tâlimatında belirtilen merâsimlerde açılır. Sancağın alınıp, merâsimden sonra yerine konması özel bir merâsimle olur. Savaşlarda alay komutanının muhârebe idâre yerinde kılıfı içinde bulunur. Ecdat hâtırası mukaddes emânet olan sancak, askerin mânevî kuvvetlerini arttırmak için, lüzûmlu görülen yerlerde alay komutanı tarafından açtırılır. Sancak açılmışken herkes tarafından gurur ve tâzimle selâmlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sancağın bulunduğu alayın komutanları değiştiğinde devir-teslim töreninde sancak açılır. Vatan sevgisinin tâzelendiği, heyecanlanan göğüslerde sönmeyen inancın kuvvetlendiği, şehit olma arzusunun çoğaldığı böyle günlerde sancak, hürriyetin meşâlesi olarak dalgalanır. Görevi teslim edecek komutan vazîfeyi yapmanın gönül rahatlığı içinde:</p>
<p style="text-align: justify;">“Alayımız sancağının mukaddes nöbet sırası sende.</p>
<p style="text-align: justify;">Rengi, mübârek ecdat kanının rengidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kumaşı, şehit tenidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parıltısı, zaferlerin ışığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayyıldızı, hürriyet ve istiklâldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazısı, kahramanlık ve fazîlettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gönderi, millî irâdedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hamâili, şeref ve mesûliyettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlar, Türk milletinden sana emânettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu büyük emâneti, sana teslim ediyorum. Demir bileğinle onu sımsıkı kavra, kanının son damlasına kadar dâimâ yükseklerde tut. Onu senden sonra sağ kalana teslim etmedikçe son nefesini vermeyeceksin. Bu sancak nesiller boyunca ve ebediyyen elden ele verilerek, dâimâ göklerde dalgalanacaktır. Sancak nöbetçiliği, nöbet hizmetlerinin en şereflisi, en kutsalıdır. Bu şanlı sancağı teslim aldığım gibi lekesiz, tertemiz; sana teslim ettiğimin işâreti olarak öpüyor ve teslim ediyorum. Nöbetin kutlu ve uğurlu olsun!” diyerek devreder.</p>
<p style="text-align: justify;">Teslim alan komutan da sancağı şan ve şerefle koruyacağına yemin ederek, öperek teslim alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sancak kırmızı atlas kumaştan (1&#215;1.5 m) boyunda gönderi sırma püsküllü olarak yapılır. Kılıfı kırmızı deridendir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile Cumhurbaşkanı veya temsilcisi tarafından alaylara (Deniz ve Havada eşidi) verilir. Sancak kesin olarak istiklâl alâmetidir. Bayrak gibi, sancak da kutsaldır. Yere düşürmemek, düşmana bırakmamak için ölüm dâhil bütün tedbirler alınır. Muhârebe meydanında sancağın kutsallığı en yüksek mertebede bulunur. Sancağı düşürmemek için nice vezirlerin, paşaların, kumandanların hiç tereddüt göstermeden ölümü göze alarak şehit oldukları çok görülmüştür. Zîra sancağın düşmesi mağlubiyetin işâretidir.</p>
<img src="http://www.ortacikoyu.com/?ak_action=api_record_view&id=30&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortacikoyu.com/2009/06/koy-sancagi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köy Odası&#8217;na Hoş Geldiniz</title>
		<link>http://www.ortacikoyu.com/2009/04/koy-odasina-hos-geldiniz/</link>
		<comments>http://www.ortacikoyu.com/2009/04/koy-odasina-hos-geldiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 13:49:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültürümüz]]></category>
		<category><![CDATA[Seçmeler]]></category>
		<category><![CDATA[köy odaları hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[köy odası nedir]]></category>
		<category><![CDATA[simav köy odası]]></category>
		<category><![CDATA[simav ortacı köyü köy odası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortacikoyu.com/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[
Merhaba! Köy odasına hoş geldiniz. Bu sayfadan köylülerimizle sohbet edebilir, sitemize mesah bırakabilirsiniz. İstediğiniz konuda konuşabilirsiniz. Köyümüzle ilgili aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.
Yandaki resim köyümüzün cami yanındaki odasına aittir. Köyümüzün bu odadan başka bir de kahvehane yanında odası vardır.
Siz de köyümüzden yüzlerce kilometre uzakta köy odasının havasını yaşamak istiyorsanız buyrun aşağıdaki yorum yazın kısmından bize mesajınızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-80" title="ORTACI KÖYÜ CAMİ YANI KÖY ODASI" src="http://www.ortacikoyu.com/wp-content/uploads/2009/07/04072009046-225x300.jpg" alt="ORTACI KÖYÜ CAMİ YANI KÖY ODASI" width="225" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Merhaba! Köy odasına hoş geldiniz. Bu sayfadan köylülerimizle sohbet edebilir, sitemize mesah bırakabilirsiniz. İstediğiniz konuda konuşabilirsiniz. Köyümüzle ilgili aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yandaki resim köyümüzün cami yanındaki odasına aittir. Köyümüzün bu odadan başka bir de kahvehane yanında odası vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz de köyümüzden yüzlerce kilometre uzakta köy odasının havasını yaşamak istiyorsanız buyrun aşağıdaki yorum yazın kısmından bize mesajınızı bırakın. Muhakkak karşılık alacaksınız.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Köy Odası Nedir?</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Televizyonun,telefonun,arabanın,radyonun ve diğer iletişim/ulaşım araçlarının olmadığı dönemlerden bugüne kadar insanların toplanıp sosyal ve ekonomik sorunlarının tartışıldığı, haber ve bilgi iletişimin yapıldığı “köy odaları”, vardı. Köy odaları, köylerin sosyal yaşantısının en yoğun, etkin olduğu, insanların toplanıp doyumsuz sohbetlerin yaptığı tek yeri idi. Köy odası, o köyün, mahallenin gurur duyacağı adeta bir halk okulu gibi sayılırdı. Ayrıca köy odaları, köyde misafir severlik töremizi yaşatma da, köy odalarının misafir ağırlamaktaki işlevi nedeni ile köyde misafirlerin ağırlandığı bedava bir otel görevi de yapardı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Köy odaları geleneği XIII. asırda Anadolu Selçukluları zamanında Ahi Evran tarafından kurulan Fütüvvet ve Ahilik Teşkilatı ile başlamıştır. Anadolu’da birçok kervan yollarına, hatta ıssız bozkırlara yapılan kervansaraylar da, yolcular için aynı işlevi yapardı. </span></p>
<p style="text-align: justify;">Köye gelen garip, yolcu, misafir, tacir, çoban, orakçı, çerçi gibi insanlar hiç çekinmeden ilk buldukları köy odasına misafir olurlar.&#8221; Allah rızası&#8221; için parasız yiyip, içerler istirahat ederler.İhtiyaçları köylü tarafından karşılanırdı. Önceleri Hayvanı için de yem saman verilirdi. Oda sahibi veya köylüler içinde bu çok büyük bir onurdur. Herkes birbirini tembihlerdi ;”Odaya gelen misafire iyi bak.”diye&#8230; Köylerde odalar sosyal dayanışmayı sağlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Köy odaları Türk konukseverliğinin en güzel örnekleriydi. Yolculukların yaya, hayvan sırtında, veya at arabası ile yapıldığı devirlerde, hele kış mevsimlerindeki uzun seferlerde gecelemek, konaklamak için elbette emin bir yere ihtiyaç vardı. Atalarımız, köy odalarında insanlara, yolculara yardım etmeyi kendilerine bir görev saymışlar; çünkü gün olur kendileri de uzak yerlere gidip yolcu olacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-83" title="Ortacı Serbest Gezi (44)" src="http://www.ortacikoyu.com/wp-content/uploads/2009/04/Ortacı-Serbest-Gezi-44-300x225.jpg" alt="Ortacı Serbest Gezi (44)" width="300" height="225" />Köy odaları &#8217;sadaka-i cariye&#8217; (<strong>Öldükten sonra sevap hanesine devamlı sevap yazılan</strong>) olup, köyde hali vakti yerinde olan kişiler tarafından yaptırılan konaklardır..</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban ve Ramazan bayramlarının da odalardan bazıları açık olur.. Evlerden sinilerle yemek getirilerek odada yenilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Köylülerden isteyen gidip odada topluca yemek yerler.Bu artık bir gelenek halini almıştır. Günümüzde gençlerin uzun kış gecelerinde vazgeçilmez mekanları olan köy odaları da vardır.Ancak bunlar daha çok muhabbet ve eğlence amaçlı olup yukarıda anlattığım köy odası tanımına fazla girmez.Seyrekte olsa bunlarda da bazı yolda kalmışların ve geçici misafirlerin kaldığı görülür.Ancak bugüne kadar yatacak yere ihtiyacı olan bir yolcuyu da hiçbir zaman geri çevirmemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Köy odalarında her zaman bir oturma adabı vardır. Odaya gelen kişi kapıdan girince “Selam’ün Aleyküm” diyerek, ayakkabılarını çıkarıp geçer oturur. Yaş olarak büyükse odanın yukarısına oturur, küçükse aşağıya oturur. Odada bulunanlar hepsi teker teker “Aleyküm-Selam”dan sonra “Merhaba” derler. Veya “Cümleten merhaba” denir. Gençler her zaman aşağıda kapıya yakın otururlar. Büyükler su filan isteyince hemen su ikram ederler, hizmet ederler. İyice yaşı küçükler ise,&#8221; ağzı açık&#8221; (Konuşulan mevzuları başka yerde anlatır) diye odaya kabul edilmez .</p>
<p style="text-align: justify;">Gençler ise kendi yaş grupları ile başka bir köy odasında otururlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Köy odaları köylüler için en önemli eğlence merkezidir. Uzun kış gecelerinde köy odalarında muhabbet bol olur. Çeşitli eğlenceler düzenlenir. Zaman zaman yemesine içmesine bahisler tutulur.Odalarda ,kavurma,helva,sucuk,yumurta gibi yiyecekler yapılıp uzun kış gecelerinde yatsılık niyetine yenmektedir. Ayrıca köy imamı ve ya dini bilgisi bulunan büyükler oda halkına bu odalarda vaaz ü nasihat ederler. Âşıklık geleneğinin yaygın olduğu devirlerde köye gelen âşıklar köy odasında konaklayıp, atışmalar yaparlarmış.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-84" title="Geçmişten İzler (1)" src="http://www.ortacikoyu.com/wp-content/uploads/2009/04/Geçmişten-İzler-1-300x229.png" alt="Geçmişten İzler (1)" width="300" height="229" />1940–50&#8242;lere kadar, köyün veya mahallenin insanları, kahvehaneler pek olmadığı için, orada toplanırlar, (adeta toplanmak için can atarlar), her türlü sorunları orada tartışırlar, orada hallederlerdi. Köy Odası aynı zamanda bir muhtar evi, muhtar odası işlevini de görür, köyün bütün sorunları orada konuşulurdu. Genellikle muhtarın veya bir yakınının köy odası olurdu. Devletin köye duyurusu, köyün ve köylünün her türlü sorunları, emir ve yenilikler orada konuşulup tartışılır, halka duyurulur, karara bağlanırdı. Sanki köyün bir hükümet binası, resmi binası, kültür evi gibi, bir halk okulu idi. Köye gelen, tahsildar,memurlar, jandarma, uzaklardan gelen misafirler köy odalarında ağırlandığı, köyün bedava bir konaklama evi idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Komşuların bağına, tarlasına, ekinine, hayvanına veya başka bir eşya ve malına, köyden biri tarafından zarar mı verilmiş, kavga edenler ve şikâyetçi muhtara bildirilir. Muhtar da ihtiyar heyeti ve ileri gelenleri ilgili köy odasına toplardı.Daha sonraki yıllarda bu iş Köy heyet odasında yapılırdı. Şikâyet eden ve edilen de köy korucusu yardımıyla çağırttırılır, orada taraflar dinlenilir, bir karara varılırdı. Zarar verene, zarar ziyan bedeli ödettirir.Bu şekilde devleti de yormadan sulh olurdu. Zarar belli de, zarar veren ödememekte direnirse, resmi makamlara havale edilirdi. En sonunda iki taraf da, barıştırılır, yatıştırılır, “Allah razi olsun, muhtar sayesinde hallettik, yoksa kasabada dünya gadar mesarif ederdik, perişan olurduk” diye muhtara dua edilirdi. Böylece, köy adaleti yerini bulur, taraflar memnun olurdu. Devlet de adli bir yükten kurtulmuş olurdu.</p>
<img src="http://www.ortacikoyu.com/?ak_action=api_record_view&id=79&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortacikoyu.com/2009/04/koy-odasina-hos-geldiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
